|
|
MANDALA Bir noktadan başlayıp genişleyen bu şekil, insanın mağara duvarlarına çizdiği ilk resimlerden başlayıp inşa ettiği muhteşem tapınaklara dek, hep temel bir desen olmuştur. Mandalar, pek çok kadim gelenekte bireyin bir gelişim uygulamasıdır. İnsan mandalaları çizip renklendirdikçe, küre şekilli yeryüzü ile kendi iç dünyasını aynı şeklin üstünde görünür kılar. Gözü merkeze çeken dairesel desenlerle örülü bu çember, tüm karmaşasına rağmen her şeyin merkezinde bir anlam yattığını simgeler. Ünlü psikiyatr C.G.Jung, hepimizin ulaşmaya çalıştığı bütünlük hedefini, çeşitli kültürlerde tekrarlanan bir sembol olan bütünleşme çemberi, yani mandala ile ifade eder. ‘Bir bütün olan kişilik/mandala, sürekli Persona, yani toplumsal maske kullanıldığı için artık gizlenmiştir. Keşfedilmeyi bekler. Her insanın kendi mandalasını arayıp bulması kaçınılmaz bir süreçtir. İnsan yaşadığı sürece hayallerinde, hedeflerinde, düşlerinde, etrafında gördüğü ipuçlarıyla kendi mandalasını keşfetmeye çalışır.’ Jung işte bu ‘insan yaşadığı sürece’ kısmını ikiye ayırıyor. İlk yarıda insan daha çok biyolojik yöne ve toplumsal boyuta önem verir. Yaşamın ikinci yarısında insanlar için varoluşun anlamı değişir. Değer yargılarının değiştiği bu dönemde (ortalama kırklı yaşlar) depresyon ve topluma uyum zorluklarında artış görülür. Bugünün iş dünyasına baktığımızda, çevremizde ve kendimizde zaman zaman ortaya çıkan enerji kaybı, motivasyon eksikliği, diğer insanlara karşı negatif tutum ve kendi içine çekilme ataklarını gözleyebiliriz. Bu dönemi, yaşamın ikinci yarısını nasıl ‘yönetebiliriz’? Değer yargılarımız, yani biz, yani ‘ben’ değişiyor ama hayatımızda değişmeyenler var; verdiğimiz sözler, sorumluluklarımız, karşılanması gereken beklentiler, ödenmesi gereken faturalar... Nasıl dengede duracak bu ‘ben’?
|
![]() |
||