|
|













ecehan web tasarım
© 2010
|
|
16 Ocak 2010
|
|
|
|
Yazarlar |
|
Banu TUNA btuna@hurriyet.com.tr

Dünyanın en mutlu adamıyla
tanışın
Dünyanın en mutlu adamıyla tanışın: Matthieu Ricard.
Fransa'da doğan, Himalayalar'da Budist rahibi olarak
yaşayan, fotoğrafçılıkla uğraşan 63 yaşındaki bu adam, resmi
olarak dünyanın en mutlu adamı.
Ondan daha mutlusu yok ama onun
kadar mutlu birkaç kişi daha olduğunu söyleyebiliriz.
“En mutlu” tanımına şüpheyle yaklaştığınızı hissediyorum.
Siz de, filozofların yüzyıllardır içinden çıkamadığı o
soruyu soracak, mutluluğun tanımını ve ölçüm birimini mi
isteyeceksiniz?
İçiniz rahat olsun; Ricard aynı zamanda Fransız filozof Jean
François Revel'in oğlu. Eski bir genetik bilimci üstelik.
Budizm'le, 21 yaşında Hindistan'a yaptığı bir seyahat
sonrasında ilgilenmeye başlıyor.
Oturup içinde bulunduğu ruh ve beyin durumu üzerine kafa
yormuş anlayacağınız.
Adam gerçekten mutlu. Gerçi o, mutluluk (happiness)
kelimesini biraz kaypak bulduğundan, yerine well being'i
kullanıyor ki, bu da aslında mutluluk demek.
Önünde sonunda bir Fransız olduğunu da hatırlatmak isterim.
Alışık olduğumuz üzere bir Fransız entelektüel için
mutluluk, küçümsenen bir kavramdır. Onun yerine acı çekmek,
tutku ve tatmin üzerine tartışmayı tercih ederler. Ricard
buna rağmen mutluyum diyorsa, ciddiye almak gerekir.
Gelelim kendisinde tespit
edilen yüksek oranda mutluluğun resmi sonuçlarına...
Matthieu Ricard, bundan birkaç yıl önce Wisconsin
Üniversitesi'nde yürütülen bir araştırmanın deneği olmuş;
kendi gibi düzenli olarak meditasyon yapan birkaç kişiyle
birlikte.
Kafatasına tam 256 elektrot yerleştirilmiş ve MR
görüntülerine bakılmış.
Beynin sol pre-frontal beyin zarında, bugüne kadar
kaydedilen en yüksek seviyede faaliyet görülmüş.
Bu, Ricard'ın mutlu olduğu anlamına geliyor.
Evet, farkındayım tuhaf bir tarif. Siz yine de “Mutlu musun
aşkım” diye soran sevgilinize, beyninizin pre-frontal bölge
zarından bahsetmeyin.
Beynin sol pre-frontal bölgesi olumlu duygularla ilintili.
Buradaki beyinsel aktiviteler, +0.3 ile -0.3 arasındaki
değerlerle ifade ediliyor. Ricard'ın test sonucu -0.45'in
üzerinde çıkmış!
Peki Ricard, neden bu
kadar mutlu?
Nepal'de, Himalayalar'ın tepesindeki bir manastırda 40
yıldır Budist rahibi olarak yaşıyor olması yeterli bir cevap
elbette. Manastırdaki odasından baktığında, sayfadaki dağ
manzarasına benzer bir görüntüyle karşılaştığını da
sözlerime eklemek isterim. Fakat sorunun cevabı, 40 yıldır
her gün meditasyon yapıyor olması.
Mutluluğun kitabını da yazan (Doğan Kitap'tan Mutluluğa Övgü
adıyla yayınlandı), Dünya Mutluluk Forumu'na konuşmacı
olarak katılan bu rahip, herkese günde en az yarım saat
meditasyon yapmalarını öneriyor. Böylece beynin toksinlerden
arındığına inanıyor.
Dünyayla bağını kestikten, bir dağın tepesinde sessiz
sedasız yaşadıktan sonra dedem de mutlu olur, sen kolaysa
trafikte, kalabalıkta, hayatın itiş kakışında mutlu ol, mu
diyorsunuz.
Korkarım, bu karşı girişiminiz en azından Ricard nezdinde
geçersiz kalacak. Çünkü o, yılın büyük bölümünü, dünyanın
dört bir yanına seyahat ederek geçiriyor. 15 Temmuz'la 6
Kasım arasında tam 70 kere uçmuş. Bu sürede tek bir gün bile
izin yapamamış.
Dalai Lama'nın Fransızca tercümanı, zamanını hayır işlerine
harcıyor. Nepal, Hindistan ve Tibet'teki çocuklar için
okullar, yetimhaneler, hastaneler inşa edilmesini sağlıyor.
Bu arada kitaplar yazıyor, konuşmacı olarak seminerlere
katılıyor. Mind and Life Institute'un (Zihin ve Hayat
Enstitüsü) yönetim kurulu üyesi, düzenli olarak blog
yazıyor... Meşgul bir adam.
Meşguliyet de mutluluğun anahtarı
olabilir mi?
Matthieu
Ricard'dan mutluluk tavsiyeleri
* Dış dünyayı kontrol
gücünüzün sınırlı, geçici ve hatta aldatıcı olduğunu kabul
edin. İçinize bakmaya, orayı kontrol etmeye çalışın.
* Herkes dünyanın en mutlu insanı olabilir ama bunu
gerçekten istemek lazım.
* Her gün yarım saat meditasyon yapın. Meditasyon beynin
idmanıdır. Meditasyon zihni dönüştürür.
* Keyif ile mutluluğu karıştırmayın, keyif insanı yorar,
tüketir. Mutluluk öğrenilmesi gereken bir yetenektir. Her
insanda bu potansiyel vardır.
* Mutluluğu yakalamak istiyorsanız, çaba harcamanız,
gelişmeniz gerektiğini kabul edin. Hayat sipariş kataloğu
değildir.
* Nefret, saplantılı tutku, kibir, kıskançlık, açgözlülük
ve gurur gibi zihinsel toksinlerden kurtulun.
* Öfkenizin farkına varırsanız, kendini besleyemez ve
varlığını uzun süre sürdüremez, zamanla yok olur. Öfkenizin
farkına varmayı alıştırma yaparak öğrenebilirsiniz. Zamanla
öfkeye, grip kadar seyrek yakalanırsınız.
|
|
|
|
|
|
4 Ekim 2010 |
|
|
|
Yazarlar |
|
Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Mutsuzluk virüsü size
bulaşmasın
Serdar Turgut çok önemli bir sorunu tartışmaya açtı.
Sorun aslında dünya ölçeğinde önemli. Bulaşıcı bir viral
hastalık gibi hızla yayılıyor. Yaşlı, genç, zengin, fakir
dinlemiyor, herkese, her ülkeye bulaşıyor. Adı “mutsuzluk
hastalığı”. Mutsuzluk virüsünün hızla yayıldığı ülkelerden
biri de bizim ülkemiz, Türkiye...
MUTSUZLUK sorunu sadece
bedensel yapılanmada yaptığı tahribatlar nedeniyle değil,
yaptığı ruhsal tahribatlar nedeniyle de önemli. Kronik
yorgunluk/Fibromiyalji'den depresyona, uykusuzluktan
rahatsız ayak sendromuna kadar birçok sağlık sorununun
arkasında mutsuzluk yatıyor. Son yıllarda şu nokta daha iyi
anlaşıldı: “İyi hayata giden yol”da yalnızca refah ve
sağlık yeterli değil. Yeteri kadar sağlığınız ve paranız da
olsa mutlu değilseniz eğer bir sürü problem ardı ardına
sıraya giriyor.
Parayla saadet olmaz
Kısacası bizim o eski ve ünlü şarkımız maalesef doğruyu
söylüyor: “Parayla saadet (mutluluk) olmaz!” Yeteri kadar
eğlenip gülmeden, hayatın keyfini çıkarıp kendinizi iyi
hissetmeden, her yeni güne sevinçle başlayıp her gece
yastığa kafanızı huzurla bırakmadan iyi hayatı yakalamanız
mümkün değil.
“Nasıl mutlu oluruz?” sorusuna cevap arama süreci insanlığın
tarihi kadar eski. İlk çağlardan bu yana her insan güvenli
bir dost bir çevrede yaşayıp müşfik sevgi ve saygı duyulan
ilişkiler içinde kalmak ailesi ve arkadaşlarıyla keyifli
huzurlu bir hayat sürmek arzusu içinde olmuş. Ama özellikle
son yüzyılda –özellikle endüstri devrimi ile birlikte-
“mutluluk skalası” büyük ölçüde değişmiş, mutsuzluk yaygın
ve bulaşıcı bir hastalık olma eğilimine girmiştir.
En etkili ilaç: Şükretmek
Mutlulukla ilgili herkes kendine göre bir reçete üretmiş. En
güvenli reçete (daha önce de yazdığım) Ernie E. Zelinski'nin
hazırladığı reçete gibi görünüyor. (Bu reçeteyi yanda
bulacaksınız). Zelinski'nin reçetesinde tam on üç mutluluk
ilacı var. Bunların içinde bana göre en etkili olanı, size
en çok tavsiye edeceğim son ilaç, yani “şükran duygusu”dur.
Bu duygu size “var olanla yetinmeyi”, “küçük güzeldir”, “az
çoktur” diyebilmeyi, “sahip olduklarınızın değerini bilmeyi”
öğretecek en etkili mutluluk hapıdır.
Üstelik bu ilaç BEDAVA
Geçenlerde “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisini izlerken
duyduğum cümle de aslında çok önemli. Cümleyi tam olarak
hatırlayamıyorum ama “sevgiyi sıradan alışkanlık haline
getirmemenin ne kadar tehlikeli olduğunu” vurgulayan bir
deyimdi. O cümle “bulduğumuz ve olduğumuzla yetinmenin,
mevcudun da değerini bilmenin” öneminin altını kalınca
çiziyordu. Bir kez daha hatırlatalım: Şükran duygusu
binlerce yıldır kullanılan bir mutluluk ilacı ve her
defasında yüzde yüz sonuç veriyor. Üstelik bu ilaç her zaman
elinizin altında ve bedava!
KESİP SAKLAYIN: İşte
mutluluk reçetesi
, Doyum sağlayacak kadar bir
amaç,
, Geçinebilecek kadar bir iş,
, Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik,
, İş ve eğlenceyi dengeleyecek kadar sağlıklı bir akıl,
, Birçok insanı beğenecek, bunlardan birazını da sevecek
kadar şefkat,
, Kendini sevecek kadar özsaygı,
, Muhtaç olanlara verecek kadar iyilik duygusu,
, Zorluklarla yüz yüze gelecek kadar cesaret,
, Sorunları çözecek kadar yaratıcılık,
, Her an gülecek kadar mizah duygusu,
, İyi bir yarını bekleyecek kadar umut,
, Hayatı bütün değerleriyle yaşayacak kadar bir sağlık,
, Sahip oldukların için şükran duygusu.
UNUTMAYIN: Ruhunuzu
onarın
MUTSUZLUK sorununun
yaygınlaşmasının önemli bir nedeni de ruhumuzun gittikçe
daha sık yaralanıp tırmalanması, ruhu onarmayı ihmal etme
yanlışımızın gün geçtikçe yaygınlaşıp artmasıdır. “Ruhu
onarmak” hepimiz için en önemli problem haline gelmiştir ve
iyi hayat sadece “zevk odaklı yaşamak” ile ilgili bir şey de
değildir. Doğal olarak ruh her zaman hazların, yeni ve
farklı coşkuların, zapt edilmez heveslerin peşindedir.
Yetinmeyi ve şükretmeyi pek bilmez ve hep yeni heyecanlara
yelken açmak, yeni oyuncaklarla (!) tanışıp oynamak ister.
Ve ne yazık ki, bu süreçte ne bunların çoğunun kendisi için
zararlı olabileceğini ne de durup dinlenmesi yavaşlayıp hız
kesmesi kendini onarmaya zaman ayırması gerektiğini fark
etmez. Hızlandıkça hayatı daha çok ıskalarız. Iskaların ve
ıskaladıklarımızın sayısı arttıkça da ruhumuz bedenden
bedenimiz ruhtan kopar. Onarılacak şeylerin sayısı her gün
biraz daha artar.
Ruhu onarmak konusu önümüzdeki dönemde en önemli
işlerimizden biri olmalıdır. İyi yaşamanın anahtarı ruhu
onarmaktadır.
|
|
|

2 Kasım 2010
bozcelik@hurriyet.com.tr
Çalışanları
ne mutlu eder?
Yenibiris.com üzerinden çalışanlara “Sizi en çok ne mutlu
eder/mutsuz eder” diye sorduk, işte aldığımız cevaplardan en çok
öne çıkanları şöyle: E.N.: Adalet Aidiyet Takım ruhu A.T.: Beni
en çok rahatsız eden konu; yöneticim tarafından nice
fedakarlıkla yaptığım işlerimin takdir görmemesi. A.K.:
İşyerinde beni mutsuz edecek tek şey patronumun bana
güvensizlikle bakması. Mutlu eden şey ise benim işyerimmiş gibi
bana sorumluluk verilmesi.
M.Y.: “Bir
işyerinde beni; çalışma arkadaşlarıyla anlaşabilmek, onlarla
gerek iş adına gerekse sosyal yaşantımızda bir bağ
kurabilmek mutlu eder. Ve tabi rahat bir çalışma ortamı. İki
kişinin çalışabileceği bir ofiste 6 kişi çalışırsa rahat bir
ortam ve sağlıklı bir iletişim olmaz.”
D.B.: Benim
için en ideal iş ortamı disiplinli takım çalışmasına önem
veren, dedikodu yapılmayan, herkesin kendi işinden sorumlu
olduğu bir ortamdır.
İ.T.: “İş
yerinde beni en çok mutsuz eden durum çok çalışıp, kendini
geliştirip, ihtiyaç olunan biri haline gelmene rağmen iyi
bir yalaka olmadığın için ne kariyer planı ne de ücret
konusunda bir adım ilerleyememek. Önüne çıkan engel ise ‘ee
işte o mühendis, sen teknikersin’ havaları ve her şeyi biz
biliriz ve çok iyi yaparız diyen ve hiç bir şey yapmayan
aciz müdür pozisyonundaki insanların tavırları... En çok
mutlu eden durum ise; her şeyi biz biliyoruz deyip bizden
yardım almaları.”
E.G.: İşyerinde beni en çok mutsuz edecek şey tembel bir
çalışma ekibi ya da tembel bir takım arkadaşı. Her iki
durumda da çalışmanız bir işkenceye dönüşür. Aynı unvana
sahipsinizdir, dolayısıyla üstü olmadığınız için
uyaramazsınız da, üstünüze karşı sorumluluğunuz olduğu için
işleri tek başınıza yüklenmek durumunda kalırsınız.
Yapılan araştırmalara ve insan kaynakları profesyonellerinin
ve tabii ki çalışanların görüşlerine bakılırsa işyerinde
bizi en çok mutlu eden şeylerin başında;
adalet,
takdir edilmek,
sorumluluk yüklenmek,
rahat bir çalışma ortamı
uyumlu iş arkadaşları ve ekipler
bireysel gelişim ve kariyer fırsatları
kendini şirketin bir parçası gibi hissetmek geliyor.
Adaletli tutum öne çıkıyor
Türkiye’de 3 yıldır En İyi İşyeri
araştırmasını düzenleyen Hewitt Türkiye Yönetici Ortağı
Cengiz Gürleyik, kariyer olanakları, insana verilen değer ve
takdirin çalışanları en mutlu kılan 3 öğe olduğunu söylüyor:
“MUTLULUK = Şirket uygulamaları– Çalışan beklentisi. Yani
şirket ortamı ne kadar iyi olursa olsun beklenti daha fazla
ise sonuç negatif oluyor. Bu noktada çalışanı mutsuz eden
temel iki konu devreye giriyor. Ücret ve adalet. Ücret
piyasa şartları ile uyumlu ise ücreti yükselterek kalıcı bir
mutluluk sağlamak pek mümkün olmuyor. Kısa bir müddet sonra
bunun etkisi kalmıyor. Ama tersi yani ücretin düşük olması
(ya da bu algı) mutsuzluğu tetikliyor. Aynı şey adalet
hissinde geçerli. Terfilerde, işe alımda, ücrette, yan
haklarda, eğitimde, hatta promosyon malzemelerinin şirket
içindeki dağıtımında bile adaletsizlik algısı mutsuzluğun
çok önemli bir tetikleyicisi.”
PwC IK Hizmetleri Direktörü Murat Demiroğlu, çalışanı mutsuz
etmemek için hakkaniyet ilkesinin tüm uygulamalarda
gözetilmesi gerektiğinin altını çiziyor: “Başta ücret
konuları olmak üzere ‘adaletli’ tutum öne çıkıyor. ‘Eder-
değer- hakediş’ en temel prensipler. İlişki yönetiminde
çalışanların sadece ‘gider- maliyet’ değil ‘gelir - kazanç’
faktörü olduğunun bilincine varılması gerekli. Kurumsal
hayatta giderek artan mutsuzluk, krizlerle artan güven
eksikliği, ardından gelen umutsuzluk kaynaklı.”
Telekomünikasyon, bilişim ve FCMG’de çalışanlar mutlu
Amerika’da yapılan ulusal bir
ankette 500 çalışana sorulmuş ve yöneticileri ile
aralarındaki ilişkide en önemli noktanın ne oldugu
araştırılmış. Çalışanların yüzde 90’ı “dürüstlük, adalet ve
güven”i en önemli üç ihtiyaç olarak belirlemiş. Üst
yönetimin açık ve şeffaf oluşu, çalışanlarıyla hedeflerini
paylaşması, bu sayede dedikodu ortamını da ortadan
kaldırması çalışan memnuniyetini arttıran unsurlardan.
Her ne kadar gözle görülemeyen, manevi faktörler çalışan
memmnuniyetinde ön planda olsa da şirketin mali durumu,
sektördeki başarısı ve maddi olanakları mutlu çalışan ortamı
yaratmada önemli rol oynuyor. HILL Türkiye Ülke Müdürü Hazar
Candan Wilson, bunun nedenini şöyle açıklıyor:
“Çalışanlarınıza adil koşullar ve adil bir ortam
sunamıyorsanız, kaynaklarınız bunun için yeterli değilse
şayet, ister istemez yetenekli çalışanları şirkete çekmekte
zorlanırsınız. Peki yetenekli çalışanları sisteme dahil
edemezseniz kim başarılı sistemler kuracak? Kim insanı odak
noktasına koyup, maddi dertlere düşmeden mutlu çalışanlar
yaratmaya yoğunlaşacak? Eğer şirketinizi çok yoğun maddi
olanaksızlıklar içinde faaliyet gösteriyorsa bu ortamın
neden olduğu stress, endişe ve baskı ortamında nasıl mutlu
çalışanlar yaratacaksınız? Dolayısı ile konunun maddiyattan
bağımsız olduğunu söyleyemeyiz ve hatta refah düzeyi yüksek,
kar marjları yüksek sektörlerde daha mutlu çalışanlara
rastlamak daha mümkün. Ama bu durum, şirket çok iyi maaşlar
verdiği için değil, çalışan mutluluğuna önem verip bu konuya
bütçe ayırdığı için, fark yarattığı için mümkün oluyor. Bu
anlamda telekomünikasyon sektörü, bilişim teknolojisi, FMCG
(hızlı tüketim malları) sektörü daha mutlu çalışanlar
yaratabilirken medya sektörü, tekstil sektörü, turizm
sektörü gibi sektörler çalışan mutluluğu konusunda çok arka
sıralarda kalabiliyorlar. Bankacılık ve sigortacılık ise
zaman zaman işin yoğunluğu ve stresi nedeni ile (bazen de
monotonluğu) ancak orta seviyede çalışan mutluluğu
yakalayabiliyor, tabii durum departmandan departmana,
birimden birime değişebiliyor.”
Mutlu çalışanlar verimliliği artırıyor
Mutlu çalışanların mutsuz
çalışanlara kıyasla yüzde 70’e kadar daha verimli performans
gösterebildiklerini söyleyen Wilson “Mutlu çalışanlar daha
sıkı çalışır. Daha sosyaldirler, çevreleri ile uyum içinde
çalışırlar. Pozitiflerdir ve daha az çatışma yaşarlar.
Yüzünde gülümseme ile çalışan insanlar hayata daha olumlu
bakar, problemleri büyütmek yerine çözüm arar.
Etraflarındaki insanları da olumlu etkiler” diyor.
Murat Demiroğlu ise “Kendini değer verilen, işine, çalışma
arkadaşlarına, yönetime, dolayısıyla kuruma bağlı biri her
koşulda daha iyi sonuç üretir. Sonuçların geçici değil,
kalıcı olarak istenen seviyede, hatta üzerinde olmasını
sağlar. Dolayısıyla kurumsallaşmanın en önemli göstergesi
olan sürdürülebilir başarıyı garantiler. Tersi, bolca
yaşanan örneklerle görünmekte zaten günümüzde” diyor.
İşyerinde sizi en çok ne mutlu eder? Bu soruyu hem
çalışanlara hem de insan kaynakları yöneticilerine sorduk.
Gelen cevaplara bakılırsa çalışanı mutsuz etmemek için ilk
olarak hakkaniyet ilkesinin başta ücretlerde olmak üzere tüm
uygulamalarda gözetilmesi gerekiyor.
İşyerinde çalışanı en çok mutlu eden şeyler adalet, takdir,
uyumlu çalışma arkadaşları, şeffaf bir yönetim ve rahat bir
çalışma ortamı olarak
ortaya çıkıyor.
Mutluluktan sorumlu başkanlar iş başında
Çalışanlarının mutluluğunun önen kazanmasıyla Chief
Happiness Officer (CHO) yani Mutluluktan Sorumlu Başkan diye
bir unvan bile çıktı ortaya. CHO’ların görevi; yetenekli
beyaz yakalıların mutlu olmalarını (iş tatmini) sağlamak,
motivasyonlarını yüksek tutarak, potansiyel güçlerini ortaya
çıkararak kuruma katma değer yaratmalarını ve kurum içinde
kalmalarını sağlayacak bir atmosfer yaratmak. Kendisi de bir
CHO olan TURKKARIYER’in kurucusu İlham Süheyl Aygül,
işyerinde bu ortamı sağlamak için yaptıklarını şöyle
anlatıyor: “Her zaman şeffaf, güven ve paylaşım üzerine
kurulu ortamlar kurarak, insanların yaratıcılıklarını
tetiklemek ve onların istedikleri ortamı solumalarına zemin
hazırlamayı düşünürüm. İşlerini yaparken mümkün olduğu kadar
keyif almalarını sağlarım. İşinizde oyun oynar gibi keyif ve
güven dolu bir atmosfer sağlamanız halinde, yanınızdaki
insanların içlerindeki çocuğu dışarı çıkartarak en güzel ve
en parlak fikirlerle size geri gelmelerini
sağlayabilirsiniz. Motivasyon yüksekliği de düşüklüğü de
bulaşıcıdır. İşin belki de püf noktası başkalarını
kalbinizle kendinizi aklınızla yönetmeniz prensibidir.
Genellikle insanlar kendilerini kalpleriyle, başkalarını
aklıyla yönetmeye çalıştıkları için pek başarılı olamazlar.”
Belirli bir ölçek üzerinde beyaz yakalı çalıştıran tüm
kurumlarda ve özellikle bankacılık-finans, IT sektörü başta
olmak üzere tüm sektörlerde CHO’ların yaygınlaşması
gerektiğini söyleyen Aygül, “İletişim becerileri güçlü,
kalplere dokunmasını bilen, aktif dinlemeyi beceren, lider
özelliği olan ve çalışacağı kurumun yer aldığı sektörün
süreç haritalarına ve dinamiklerine hakim, bu alanda
kurumsal çalışma tecrübesi olan ve çalıştığı süreçlerde
zafer duygusu yasamış başarıları olan ve mümkünse aynı
zamanda dip de görmüş birisi olması ideal CHO profildir.
CHO’nun kurum dışından biri olmasını öneriyoruz. CHO’nun
kurum içerisinde yer alan biri olması konusunda bir beklenti
olması halinde ise, CHO adayının etki altında kalmaması için
kurumda bu konu dışında başka bir sorumluluk yüklenmemesinin
doğru olacağını düşünüyoruz” diyor.
Önemli olan doğru insanı tutmak
Kurumların artık sadece doğru
insanları seçmesinin yeterli olmayacağını, aynı zamanda o
kişileri elde tutmayı da başarmaları gerektiğini söyleyen
Aygül, “Kurumları maddi ve maddi olmayan varlıkları
oluşturur. Herkes kurumun maddi varlıklarını bilir ve tanır.
Ancak, kurumların maddi olmayan varlıklarını oluşturan en
önemli kaynağı beyaz yakalılar, nedense tanınmak istenmez ve
değeri bilinmez. Oysa maddi varlıkları, beyaz yakalıların
aldıkları kararlar yaratır veya yok eder. (Örneğin;
vereceğiniz yanlış bir kredi kararı maddi varlıklarınızı yok
edebilir.) İK birimleri, doğru insanları, doğru yerlerde
konumlandırır. Kurumların doğru insanları seçmesi yetmez.
Seçilen beyaz yakalıların potansiyellerini, bilgi ve
becerilerini yetkinliğe dönüştürerek iç ve dış müşteriye
karşı devreye sokması çok daha önemlidir. İnsanların
zamanını satın alabilirsiniz, belli bir yerdeki fiziksel
varlıklarını satın alabilirsiniz, hatta saat başına belli
sayıda kas hareketini bile satın alabilirsiniz. Ama coşkuyu
satın alamazsınız, sadakati satın alamazsınız, kalplerinin
bağlılığını satın alamazsınız. Bunu ancak sizin kazanmanız
gerekir. Kurumlar entellektüel sermayelerini ancak CHO’lar
vasıtasıyla koruma altına alıp geleceğe güvenle
bakabilirler” diyor.
Mutlu ofisler için işverenlere tavsiyeler
Ufak tefek tedbirler alarak da
çalışanları mutlu etmek mümkün. HILL Türkiye Ülke Müdürü
Hazar Candan Wilson, adelet, takdir, rahat bir çalışma
ortamı, kariyer olanakları sunmanın yanı sıra daha mutlu
çalışma ortamları yaratmak için yöneticilere şu tavsiyelerde
bulunuyor:
-İşyerini eğlenceli hale getirin
-Sadece serbest cuma uygulaması değil farklı giysi
uygulamaları yapın örneğin gelecek cuma “işe takımınızın
formasını giyip gelin” veya “en sevdiğiniz süveteri giyip
gelin veya kırmızı giyin gelin, kırmızı bir aksesuar takın“
gibi konulu cumalar düzenleyebilirsiniz.
-Esnek çalışma saatleri her zaman pozitif etki gösterir.
İnsanlara son teslim tarihi verin ama işi ne zaman nasıl
yapacaklarını söylemeyin. Az da olsa çalışma saatleri
konusunda esneklik gösterin.
-Çalışanların aileleri ile dahil olabileceği şirket
organizasyonları düzenleyin
-Şirket içi yarışmalar düzenleyin
-Şık güzel ve esprili ofis araç ve gereçleri keyifli bir
çalışma ortamı yaratmaya yardımcı olur. Farklı şekillerde
post itler, renkli kalemler, silgiler vs.
-Çalışanlar şirket partilerini ve happy hourları sever.
-Destekleyici ve yardımsever bir IT personeli çalışanların
verimliğini arttırır. Bilgisayarında ufak problemler olan
veya birşeyin kısayolunu bilmediği ve nemrut IT’cilere
sormak istemediği için sürekli zaman kaybeden çalışanlarınız
olabilir.
-Çalışanlarınızı zor durumda kaldıklarında çocuklarını
şirkete getirmelerine olanak tanıyın, örneğin bir oyun
odanız ve oyun ablanız olsun. Acil durumlarda çalışanlarınız
izin almak yerine işyerine çocukları ile gelebilsinler.
Hasta çocuklar için de bir hizmet sunulabilir. Bu hizmet
için yapacağınız yatırım, birçok çalışan çocuğu nedeni ile
izin istemeyeceği için fazlasıyla şirkete geri dönecektir.
-Lezzetli yiyecekler atıştırmalıklar ve kahve-çay. Tüm
çalışanlar yemeye içmeye önem verir. İstedikleri zaman
erişebilecekleri kahve ve çay çeşitleri, gün içinde belli
saatlerde sürpriz atıştırmalıklar çalışanlarınızın çok
hoşuna gidecek ve mutlu molalar paylaşmalarını
sağlayacaktır.
-Ofis dekorasyonu ve ışık. Hiçbir şey karanlık ve zevksiz
döşenmiş bir ofis kadar can sıkıcı olamaz. Bu kesinlikle
verimliliği etkiler.
-Önerilere açık olun ve çalışanlarınızı dinleyin.
Görüşlerine değer verirseniz, katkıda bulunmalarına izin
verirseniz mutlu olurlar ve şirkete bağlılıkları artar.
|
|